Değişmeyen Tek Şey Yine Değişiklik Mi?

Yeditepe Üniversitesi Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkut Akkartal Değişmeyen Tek Şey Yine Değişiklik mi? başlıklı makalesiyle Argemonia’nın yirmi beşinci sayısına konuk oldu.

Lojistiğin her şey anlamına geldiği gerçeğini özümsemek için toplum, ne yazık ki pandemiyi ve sonrasında bölgesel savaşa tanıklık etmek zorunda kaldı. Diğer yandan, her şeyin internetten yapılabileceği ama son teslim noktası aşamasının fiziksel olarak gerçekleşmesi gerekliliği lojistiğin önemini daha çok hissettirdi.

Ticaretin ayrılmaz bir parçası olan lojistik, düne kadar halk tarafından evden eve nakliyat olarak bilinirken günümüzde apayrı bir faaliyet alanı ve bilim dalı hâline gelmiştir. Yakın geçmişe kadar belki de sadece endüstri mühendislerinin ilgi alanı olan bu disiplin, 1996 yılından itibaren üniversitelerde açılan bölümlerle kendi mezunlarını vermeye başladıktan sonra daha da renklenmeye başladı. Daha geniş kapsamda tedarik zincirinin parçası olarak ele alınan lojistik faaliyetler, 2020’li yıllarda “değer zinciri” olarak da telaffuz edilmeye başlandı. Zincir, küreselleşmenin hızlanmasıyla beraber lojistik coğrafyası adında bir ekosistemin oluşumuna da zemin hazırladı. Yüzümüzü globalden yerele çevirdiğimizde ise artık klişeleşen “Türkiye’nin jeopolitik avantajı” söylemi, sanki en çok lojistik faaliyetler için bir vizyon olma yolunda ilerliyor. Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası sermayeli şirketler bu klişeyi gerçek bir rekabet avantajı unsuruna çevirirken nispeten ulusal olan şirketler imkânları ölçüsünde takip etmeye devam ediyor.

Lojistiğin her şey anlamına geldiği gerçeğini özümsemek için toplum, ne yazık ki pandemiyi ve sonrasında bölgesel savaşa (Rusya-Ukrayna) tanıklık etmek zorunda kaldı. Diğer yandan, her şeyin internetten yapılabileceği ama son teslim noktası aşamasının fiziksel olarak gerçekleşmesi gerekliliği lojistiğin önemini daha çok hissettirdi. Bu noktadan hareketle çeşitli konularda motivasyonlar da artmaya başladı.

Bunlardan bazıları:

  • Ülkemize daha çok uluslararası lojistik firmasının gelmesi,
  • Lojistik hizmetlerin daha çok outsource (dış kaynak kullanarak işi uzmanına bırakmak) edilmesi,
  • Üniversitelerde açılan lojistik yönetimi bölümlerinin artması ve öğrenci talebinin yükselmesi,
  • Lojistikte sektör-akademi iş birliklerinin hız kazanması.

Coğrafya Lojistiğin Kaderidir

“Coğrafya bir ülkenin kaderi midir?” sorusu tartışılabilir ama lojistiğin kaderi olduğu kesin. Dünya ticareti, üretimin büyük bölümünün tek bir merkezden (Uzak Doğu) yapılmasının dezavantajlarını salgın ile idrak etti. Bu yüzden de ticarette daha esnek çözümler bulmak adına özellikle Avrupa kıtasına yakın aktarma merkezleri oluşturmak için ülkemiz ile ilişkiler kuvvetlendirilmeye başlandı. Ancak ne yazık ki bu motivasyon genellikle belli bir master plan dâhilinde gerçekleştirilemediği için avantaj mı yoksa dezavantaj mı yarattığı pek de ölçülemiyor.

Söz gelimi, Kuşak-Yol Projesi ilk konuşulmaya başlandığında ülkemizde müthiş bir heyecan yaratmışken zaman geçtikçe Çin’in kendi ekonomik sistemini, hatta kültürünü empoze etme eğiliminde olabileceği söylemleri daha çok konuşulmaya başlandı. Ölçme ve değerlendirme, gelişmiş ülkelerde bağımsız ve profesyonel kuruluşlarca yapılırken ülkemizde bunun örneklerini görmek zorlaşıyor. Bu girişi yaptıktan sonra akla, konsantrasyonun önce ya da ağırlıklı olarak nerede yoğunlaşması gerektiği geliyor. Uluslararası değerlendirmelere bakıldığında Türkiye kökenli lojistik şirketlerinin giderek daha da uluslararasılaştığını görüyoruz.

İnternetle beraber rekabetin tüm dünyaya yayılması şirketleri mecburen uluslararasılaştırmaktadır. Peki, bu şirketlerde çalışan insan kaynakları da aynı ölçüde uluslararası niteliklerini artırmakta mıdır? Aynı hızda değil. Düne kadar çoğunlukla akademinin endüstriye danışmanlık yaptığı gerçeği hâkimdi. Ancak gelinen noktada endüstrinin akademiye danışmanlık yaptığı daha çok hissediliyor. Hangisinin daha çok tercih edilmesi gerekliliği tartışılır ama güzel olan gelişme, lojistik şirketlerinin, üniversitelerin lojistik bölümleri ile özellikle son dönemde daha sıkı ilişki içine girmiş olması. Hatta öyle ki günümüzde marka lojistik firmaları, kendi isimlerini taşıyan ders oluşturmak için akademide yarışa girmiş durumdalar. Tanınmış üniversitelerin lojistik yönetimi bölümlerinin web sayfalarındaki ders programlarına göz atıldığında bu isimler görülmeye başlandı bile.

Diğer taraftan dijitalleşmenin sıkça telaffuz edilmeye başlandığı tüm ortamlarda, lojistik operasyonların gittikçe dijitalleşmesi ve konunun daha fazla mühendisliği çağrıştırmaya başladığı düşüncesi lojistik öğrencilerini endişelendiriyor. İş yaşantısındaki gerçekler, hocaları ders programlarını değiştirmeye mecbur bırakarak sayısal içeriğin artmasına sebep oluyor. Bu da eşit ağırlık puan türü ile lojistik yönetimi bölümünü tercih eden öğrencinin kapasitesini fazlasıyla zorluyor.

Hukuksal mevzuata hâkim olma zorunluluğunu ise insanlar sadece sahaya çıktığında anlayabiliyor. Bir başka sorun da yabancı dil konusu. Umarım bir gün Türkçe dünya dili olur ama o güne kadar iyi yabacı dil bilen bir lojistik mezununun, sektör ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla tercih ediliyor olması gerçeğinden maalesef kaçamıyoruz. Anında tercüme aplikasyonları gençleri ne yazık ki yabancı dil öğrenme zorunluluğundan uzaklaştırıyor. Yapay zekâ uygulamalarının yakın zamanda geleceği noktada yabancı dil diye bir şey kalmayacağı iddiaları da buna ekleniyor. Stajlar ile iş hayatını az da olsa anlayan lojistik öğrencilerinin, gerçeği tüm çıplaklığı ile idrak etmesi için James Jones tarafından yazılan “İnsanlar Yaşadıkça” romanında olduğu gibi ne yazık ki sektörde 2-3 yıl gibi bir süre geçirmesi gerekiyor.

“Her Şey Lojistiktir” Sözüne Dönelim

Salgında nezle olan dünya ticareti, lojistik faaliyetler konusunda grip olsa da akış devam etti. İhtiyaç duyduğumuz gıda maddelerini eve getiren kuryelerin COVID olma lüksü yoktu. Lojistiğin etkilenmediği herhangi bir şey gelmiyor akla. İnternet sekteye uğradığında siparişinin nerede olduğunu göremeyen müşteri, gözleri siyah bant ile kapatılmış gibi dolaşıyor. Bilgi akışı ve bilgi sistemlerinin lojistik faaliyetler için öneminin her geçen gün arttığı son dönemde, bu alana yatırım yapmak eğer bir de sürdürülebilir olacaksa büyük maliyetler gerektiriyor. Ülkemizdeki şirketlerin yüzde 90-95 oranında KOBİ’lerden oluştuğu gerçeği akla geldiğinde bu alana sürdürülebilir yatırım yapmak çok kolay görünmüyor. Bilgi sistemlerinin tedarik zinciri içindeki payının gittikçe artmasıyla öğrenciler yandal yapma eğilimine gidiyor, sektör çalışanları ise çeşitli eğitimler veya özel merakları ile bu açığı kapatmaya çalışıyor. Hayatın büyük bir bölümünün yazılımdan ibaret olacağı gerçeği artık kimseyi rahatsız etmiyor ama mikro/bireysel seviyede kendini zorlayıp bu alana girmek isteyen gönüllü sayısı çok değil.

Rusya-Ukrayna gerilimi ve bu gerilimin savaşa dönüşmesi ile hinterlandında yine sorunla karşılaşan Türkiye, dünya tahıl tedarik zincirindeki problemin tam ortasında kaldı. Bu bakımdan, yukarıda da belirttiğim gibi coğrafyanın ülkenin kaderi olması gerçeği ile her an iç içe yaşamaktayız. Direkt veya dolaylı olarak geçiş hattında bulunan ülkemiz, bölgede söz sahibi olduğu gerçeği ile organizasyon becerisini de kullanarak bu sorunun üstesinden gelmeyi başardı ve ülke prestijini artırdı. Bu başarıda Atatürk’ün, zamanında bu günleri düşünerek yaptığı boğazlar anlaşmasının payı büyüktü.

Bu vesile ile birçok Rus şirketi, Türkiye’de aktarma merkezleri ve hatta kendi şirketlerini kurarak gayrisafi hasılaya katkıda bulundu. Dahası taşınan 15 milyon tondan fazla tahıl ile açlık sınırında olan birçok fakir ülkedeki insanlar bir bakıma ölümden kurtarılarak insani bir görev de yerine getirilmiş olundu. Tüm dünya, özellikle son zamanlarda en çok kullanılan kelimelerden biri olan sürdürülebilirliğin devamı için ihtiyaç duyulan Türkiye’nin bölgesel önemini, acı bir şekilde anladı.

Tedarik Zincirini Etkileyen Olgular

Bilgi ve malzeme akışından sonra tedarik zincirindeki para akışından bahsetmeden önce zincirin, para piyasalarından direkt ve dolaylı olarak etkilendiğini belirtmek gerekir. Herkesin ABD Merkez Bankası’nı izlediği son aylarda, gelişmiş ülke para piyasalarında meydana gelen 1 puanlık bir değişikliğin tedarik zincirindeki finansal akışa nasıl etki ettiğini gördük. Olumlu tarafından bakalım, enflasyona razı olup faizlerin artırılmadığı ve çarkların dönmeye devam ettiği ülkemizde, çokça eleştirilen para politikası belki de en fazla tedarik zincirlerine yaradı. Artmayan faiz ile yavaşlamayan ekonomi, zincirin paslanmasına engel oldu. Evet kârlılıklar azaldı, alım gücü düştü ama krizlerle yaşamaya alışık olan halk ve iş piyasası işleyişin devam ettiğini gördükçe umudunu kaybetmedi.

İşleyen tedarik zincirleri, ülkemizin Uzak Doğu’ya iyi bir alternatif olma umudunu sürdürdü. Bu umuda destek olan bir olgu daha var ki o da küreselleşmeden merkezileşmeye doğru dönme eğilimi. Evet, küreselleşmiş dünyada şirketlerin ve ülkelerin birden yerelleşmesi beklenemez ama en azından tedarik kaynaklarının, maliyeti biraz artsa bile daha yakına çekilmesi gerekliliği hissedildi. Ülkemizde, “Bir zamanlar kendi kendine yetebilen bir ülkeymişiz.” cümlesi daha çok hatırlanmaya başladı. Yerelleşmeye dönme istekleri konjonktürel dalgalanmalar (pandemi, savaş, vb.) devam ettikçe artacak gibi duruyor. Tedarik zinciri boyunca uzanan yapay zekâ uygulamaları ve bu yöntem ile çözüm sunan internet sitelerinin de sayısı artmaya başladı. İnteraktif bir şirket web sitesi ya da bir arkadaş gibi neyi nasıl yapabileceğinizi sunan web siteleri, istenilen yazılımın kodlarını hemen hazırlayıp birkaç dakika içinde ücretsiz olarak sunabilecek kadar işi ilerlettiler. İnsanlar çok yakında istediklerini sesli komut şeklinde verebilecek. İnanması zor ve belki de tehlikeli ama buna hazırlıklı olmalıyız.

advanced divider

PAYLAŞ:

Her sayısıyla lojistik sektörünün güncel konularını okuyucuları ile buluşturan Argemonia’nın tüm sayılarına aşağıdaki linkten ulaşabilir, en güncel konuları Blog sayfamızdan takip edebilirsiniz.

    Şubat 2, 2024

    Türkiye ve Güney Amerika Ticaret Rehberi

      Türkiye, son yıllarda dünyanın birçok noktasıyla denizyolu ticareti

    Almanya’ya Uçak ile Kargo Gönderimi
    Şubat 2, 2024

    Tarihi ve Sanatsal Eserler Niçin Havayolu ile Taşınıyor?

      Havayolu taşımacılığı kara, deniz ve demiryolları taşımacılığına göre